ÇÖL GÜZELİ, MECZUP BİR ÖPÜCÜK ve DİĞER ŞEYLER
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Başını dizime koyup
uyuyorsun. Şehir orda bitiyor, sonrası kum telaşı çöl… Karanlığı bölüyorum
türlü bahanelerle, yıldızları çoğaltmak için. Acıları prova edilmemiş bir
sevmek tarıyorum saçlarında. Ellerim kağıt kesiği, her yöne kanıyor. Kaçacak
yer bulamıyoruz, toplum her yönden taşlıyor bizi. Sıkma canını çünkü maksat
şiir değil, aşka yenilmek. Ağzında gül edebiyatı bir hicret rüyasıyla
uyanıyorsun sen, tasarladığım bütün radikal eylemler boşuna. Ne bileyim,
kalabalığa bıçak vurmak gibi bir şeyler düşünmüşümdür elbet, gözlerin ikimiz
arasında kalsın diye. Uyanıp uyanıp ağlıyorsun ve ay ışığında yürüyoruz çölü.
Tereddüt etme, sırtını yağmurlara yaslamakta. Bak
uçurumu yeniden şekillendirdim senin için. Şahidi olmayan yaralarımı sende
biriktiriyorsam, bu sana sonsuz güvenimdir, kıymetini bil. Rahat ol, sigaramız
biterse tütüne sararız. Şimdi bir çay doldur, beraber ağlayalım. Fakülte
koridorunda çözdüğüm sarığın hikâyesini anlatayım sana, Bismillah! Ya da annemi
nasıl kaybettiğimi…
Mesela doğduğum gün
babam bir fidan dikmiş bahçemize, ertesi gün rüzgâr devirmiş. Bilmiyorum belki
bu yüzden protesto çektim Şubat soğuğunda mukaddes çiçeklerimizi çiğneyen
tanklara. Devletin üvey vatandaşı olarak solukladım gençliğimi. Anladım ki
biraz daha yaşlanınca hissediyor insan yediği post-modern darbeyi. Ama dur, tek
başına ağlama! Ya da sen ağlayadur, ben arkadan yetişirim. Yoldan ayrılma sakın
ve unutma! Geç tanışmışız diyorsan daha çok sevmelisin beni!
Çünkü ben seni
çıldırmış bir coğrafyadan sıyırmışım, ellerim ağır yaralı. Defalarca kez
alnından öpüp çetin bir tufandan geçirmişim, sen kucağımda baygınken… Kolay
değil yaşamak, burası Orta Doğu! Hiçbir yara kolay iyileşmez burda. Birçoğu
kandırır birçoğunu. Dedikodu temel besin kaynağı, yalanın bini bir para, iftira
olmazsa olmaz, ihanet doğal refleks… Zalim kimseye hesap vermez, yaptığı her
şey Allah’a havale edilir. Burda ayakkabılar ayaklardan daha değerlidir
sevgilim, çok az kişi çok az kişiye merhamet eder; ayrıca güçlü olanlar
haklıdır her zaman.
“Coğrafya kaderdir” buyurmuş bir bilge, isabet budur
bence. Kaderimi sevmeyi ise şeyhimden öğrendim.
Şimdi anlatabildim mi, neden onlar şehirde ikamet
ediyor, biz çölü yürüyoruz. Neden uğradığımız bütün semtler Kitab’ı aleyhimize
yorumluyor, anladın mı?
Uyumak için bir avuç hap yutan şizofren kâhinlerin
halka sunduğu iddianameler konuşuluyor her yerde. Evet, Orta Doğu’dayız ve
yaygın kanaate göre onlar asla yanılmaz. Şık takım elbiseler giydikleri için
yanılmaz onlar. Lüks evlerde oturdukları için, lüks arabalara bindikleri için,
lüks masalarda lüks koltuklara oturdukları için yanılmazlar. Üstelik hakkımızda
bir bok bilmedikleri halde yanılmazlar. Boş ver şimdi onları, alayı kafayı
yemiş. Sen bana bak, gözlerin ikimiz arasında kalsın; yürüyelim!
Mutsuz birey kendi tarihini hızlı unuturmuş.
Arkeologlar nafile kazıyor, bir tramvayın arka koltuğunda yazılı ismimizin baş
harfleri. Medeniyetimiz çabuk yıkıldı, daha yeni kuruluyorduk birbirimize.
Yüzümü yüzüne sakladım, beni bulmaları imkânsız artık. Sana da çok zahmet
verdik, kusura bakma. Unutmuş değilim vallahi. Adımı yazdığın defterlere borç
geçiyorum seni geniş zamanlarda sevmeyi. İstersen senet yapalım, riske atma
kendini. Ama bir yolunu bul, benden hep alacaklı kal, başka türlü gönlüm rahat
etmiyor. Ben yine avutulması gereken bütün çocukları bağrıma doldurup getiririm
sana. Nasılsa iki yakam bir araya gelmiyor. Meczup bir öpücük, telefonda
teselli… Sen öyle iyi, öyle sıcak, öyle şahanesin işte… Diyorum borcumuz borç
Güzelim; ne öderiz, ne inkâr ederiz. Biraz daha idare etsen bizi!
Senin her bakışın bir başkenttir bana. Gözlerin
uygarlığın temeli. Varlığın göklerden ışık süzer karanlık ara sokaklara.
Bakışın kutsal kurtarıcı bekleyenlere kurtuluşu hatırlatan bir beklemektir.
Geleceğe umuttur. Coşkulu şarkı nakaratları, meydanlarda söylenen marşlar yahut
ilahiler, sloganlar… Senin bakışın çok başka bir şeydir.
“Ezan okunsa da rahatlasak!” diyorsun. Gökyüzü
oluyorsun o an. O an bir kere daha iyi ki varsın. Ben kendi gerçekliğimi farklı
biçimlerde düş kılıyorum sana. Şehir uyuyor, çölde yürüyoruz, bir seccadelik
mesafe aramızda…
Şükür ki biz Allah’ın kuluyuz, şehir Allah’ın şehri,
çöl Allah’ın çölü…
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder