İKONİK MOLOTOF




Yazık çöpe gitmek üzere olan bir derece makul hayatının hiçbir yerinde kendine yer bulamamıştı. Zemininde renkleri artık solmuş, eski desenli muşambalar döşeli ucuz otel odasında tartmaya çalışırken olanları ve olan her şeyin gelip geçiciliğine ikna etmeye çalışırken kendini, yaşaması kolay anlatması zor, bulanmış düşüncelerin karmaşasında kafasının içi. Sessizlik her zaman berbattır. Bazen daha berbat gelir insana. 

O esnada bozuk musluktan ritme uygun şekilde damlalar düşüyordu. Basit bir damla sesi, nasıl büyür, genişler, derinleşir de gürültüye dönüşür bir süre sonra. Sessizlik en berbat olandı. 

Papatya ölmeli! Ama niçin?

Çok sevdiğim insanlar bir gün toplanıp en sevdiğim insanı gömdüler. Sonrasında hayatı çok anlayamadım. Üçüncü tekil şahısla başlayan bir öyküyü en olmadık yerinde birinci tekile dönüştürmem de bununla ilgili aslında. Burada ışık adına biçilecek pay sadece karanlıktır. 

Ayakkabılarını giydi, gömleğini geçirdi sırtına. Dışarısı mayıs, mevsim bahar, şenlikli bir nükleer bomba denemesi… Bütün yorgun insanlar böyle yapar çünkü. Çok işe yarayacakmış gibi… Bütün büyük kayıplar küçük inşalar gerektirir. 

Herkesin yaşamak yükü kendine ağır… Sen omuzlarında hiç dağ taşımamışsın, Küçüğüm. İnan zorlamaya gelmez hayat, kalıverir elinde. Bak bunca çiçek açmış, bunca kuşlar neşeli dallarda… Kedim öldüğünde ne çok ağladım, onu ben bilirim. 

O kadar eğlenceden sonra, evet o palyaçodan bahsediyorum, dışarıda lambaları bir yanıp bir sönen tabelanın ışıklandırması odaya yansıdıkça –ve bir yanıp bir sönerken odanın duvarlarında-, dolabın tam ortasından çatlamış boy aynasının karşısına oturup çok renkli kıvırcık peruğunu çekip çıkardığında başından, soytarı bedenini ikiye bölen aynanın çatlağında izlerken kendini, nasıl da gözyaşlarına boğuldu. Salak! Bir yanıp, bir sönerken… 

Sen ömründe hiç ölüme meyletmemişsin, Küçüğüm, inan bana. Bak şu kaosa: Kral öldü, yaşasın yeni kral… Bu sokaklar ne kadar uysal, tam oyun oyalanma yeri… 

“Tanıyorum tabi, tanımam mı. Baterist. Geçen bahar festivalinde üniversitede sahne almıştık beraber. Üç ay önce Ayvalık taraflarında, motor kazasında vefat etti.” 

Titreşimde kalan telefonumda hep donuk haberler. İş ilanı bildirimleri, fabrikada 12 saat mesai, kılçıksız… Nesimi’nin bile derisini yüzüp eline verdiler. Böyledir bu dünya… Sen çok yaşa! 

Kaybetmek, bir daha asla bulamayacağın bir şeyi kaybetmektir.

Uçağı kaçırdığına sevindim diyen kimsem olmadı hayatımda. 

Ya Seyyidi!






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sorunlu S'ler

ABARTILI DOĞAÇLAMA ve KAHRAMANIN YENİLGİSİ