Kayıtlar

ÇÖL GÜZELİ, MECZUP BİR ÖPÜCÜK ve DİĞER ŞEYLER

Resim
Başını dizime koyup uyuyorsun. Şehir orda bitiyor, sonrası kum telaşı çöl… Karanlığı bölüyorum türlü bahanelerle, yıldızları çoğaltmak için. Acıları prova edilmemiş bir sevmek tarıyorum saçlarında. Ellerim kağıt kesiği, her yöne kanıyor. Kaçacak yer bulamıyoruz, toplum her yönden taşlıyor bizi. Sıkma canını çünkü maksat şiir değil, aşka yenilmek. Ağzında gül edebiyatı bir hicret rüyasıyla uyanıyorsun sen, tasarladığım bütün radikal eylemler boşuna. Ne bileyim, kalabalığa bıçak vurmak gibi bir şeyler düşünmüşümdür elbet, gözlerin ikimiz arasında kalsın diye. Uyanıp uyanıp ağlıyorsun ve ay ışığında yürüyoruz çölü. Tereddüt etme, sırtını yağmurlara yaslamakta. Bak uçurumu yeniden şekillendirdim senin için. Şahidi olmayan yaralarımı sende biriktiriyorsam, bu sana sonsuz güvenimdir, kıymetini bil. Rahat ol, sigaramız biterse tütüne sararız. Şimdi bir çay doldur, beraber ağlayalım. Fakülte koridorunda çözdüğüm sarığın hikâyesini anlatayım sana, Bismillah! Ya da annemi nasıl kaybettiğimi… Mes...

ABARTILI DOĞAÇLAMA ve KAHRAMANIN YENİLGİSİ

Resim
  Aldatıldın. Yalan ihbarların sunağına kurban edildin. Siyah bir el itti seni. Kör kalabalığın ayakları altında kaldın. Kirli gömleğini üzerinden sıyırır gibi bütün varlığını soydular hayatından. Adın, adresin, kimliğin, kişiliğin, hakların, hatıraların yok edildi. Ölü değildin ama hiç yaşamamış gibiydin artık. Sırtında yaşamak ağrısıyla, durmadan yükselen duvarlar arasına kapattılar çıldırtmak için. Gazetelerin üçüncü sayfalarında geçen cinnet haberlerini özenle derleyip sundular sana. Kim olsa dayanamazdı. Yenildin.   Yaşın otuz dört. Yenilmekle yanılmak arasında tecrübe etmediğin tek bir acemilik kalmadı, bravo!   Kalabalık sağırdı fakat sen her seferinde anlayacaklarını düşündün, yanıldın. Anlatmak için konuşmak yeter zannettin, yanıldın. Sustuğunda kırgınlığının fark edileceğini ümit ediyordun, yanıldın. Anlamak istedikleri ne ise onu anlayacaklardı, öyle oldu. Hevesle başladığın bir cümlenin sonunu getirmeden keseceklerdi sözünü, öyle oldu. Sessizliğin kırgınlı...

İKONİK MOLOTOF

Resim
Yazık çöpe gitmek üzere olan bir derece makul hayatının hiçbir yerinde kendine yer bulamamıştı. Zemininde renkleri artık solmuş, eski desenli muşambalar döşeli ucuz otel odasında tartmaya çalışırken olanları ve olan her şeyin gelip geçiciliğine ikna etmeye çalışırken kendini, yaşaması kolay anlatması zor, bulanmış düşüncelerin karmaşasında kafasının içi. Sessizlik her zaman berbattır. Bazen daha berbat gelir insana.  O esnada bozuk musluktan ritme uygun şekilde damlalar düşüyordu. Basit bir damla sesi, nasıl büyür, genişler, derinleşir de gürültüye dönüşür bir süre sonra. Sessizlik en berbat olandı.  Papatya ölmeli! Ama niçin? Çok sevdiğim insanlar bir gün toplanıp en sevdiğim insanı gömdüler. Sonrasında hayatı çok anlayamadım. Üçüncü tekil şahısla başlayan bir öyküyü en olmadık yerinde birinci tekile dönüştürmem de bununla ilgili aslında. Burada ışık adına biçilecek pay sadece karanlıktır.  Ayakkabılarını giydi, gömleğini geçirdi sırtına. Dışarısı mayıs, mevsim bahar, şe...

Sorunlu S'ler

Resim
Saat günü tamamlayıp yüzünü karanlığa dönünce zaman, el ayak çekilmiş o büyük tenhalığın içinde olan hep aynı şeydir aslında. Şahidiyim defalarca kez. Gece kör ve vahşi bir hayvan gibi üzerime çullandığında, ağır ve korkak, donuk ve durgun, göğsümün üzerinde o tarifsiz, tuhaf, soğuk mengenede daralırken yaşamak, zoraki olan bir eylem gibi nefes alabilmek için bahaneler bulmak zorundayım, biliyorum. Nedir bu kadar kötücül olan? Uykusuzluğun hapları henüz icat edilmemiş gibi üstelik. Hayır, yalnızlık değil o çıkmaz sokağın adı. Ben bu boş şehri karış karış bilirim. Yalnızlık değil elleri boğazımda yutkunduğum acı. Hayır, hiçbir şey o kadar boş değil. Kendi içinde çelişkili, kan içen bütün bu karanlık, sanki bir kere daha gelecekmiş gibi dünyaya. Hakkı teslim edilmemiş bir devran bu; herkes kendince alacaklı. Hangi yönden geldiği belirsiz bir merminin kör hedefi olmaktır biraz da yaşamak. Arabaların, rüzgârların, çocukların, ışıkların, yorgun adımlı kadınların ve muhakkak ...

21. SAATİN HİKAYESİ

Resim
  Peşine düştüğüm izler denize ulaşmadı Kelebek. Bataklık çocuğuyuz, yüzümüz gözümüz hep çamur içinde kaldı. Sırtımı duvara verdiğim an anla ki büyük belâların yıpranmışlığı var üzerimde. Açılmış kaşımdan milimetrik zig-zaglar çizerek çeneme doğru süzülen kan. Milimetrik duyguların insanıyız, gelmişine geçmişine saydırdığım yerinde. “Bi cigara versene!” Yirmi birinci saati alnından öpüyor; senin koynunda akrep, benim boynumda yelkovan. Yetişemediğimiz bir şeylerden bahsediyorlar durmadan. “Ateşin var mı?” “Bıkmıştım zaten yaşamaktan.” Kalabalığın bindiği bir tahterevalli dünya; ne çirkin oyunmuş bu böyle. Her şey kısmet; ömrüm kısa geldi planladığım ibadete. Bizi koyacak bir yer bulamadılar bizde. Yanlış şehirler üretti hayalimdeki cinayet. Mezar taşlarına öpücük konduruyorum şimdi ellerin niyetine. “Saat kaç?” “Gün doğmak üzere.”

ÖLMEDEN ÖNCE EFSUN’A SÖYLEYEMEDİKLERİM…

Resim
  Gözlerime astığın bir ölünün bakışlarıdır Efsun. Hayatın anlamını yitirdiğin yerde, elimde bir buket gül var, bekliyorum. Saat sabah 9:45. Düzensiz uykular, baş ağrıları. Yaşamaya olan hevesimi kaybetmişim çoktan. Ha tasarlanmamış intihar, ha yazılmamış şiir. Başarısız girişimlerden ibaretim, bilmiyorsun. Boyumu aşar güzelliğin, sen sevme beni. Turkuaz renkli duvarlara başımı vuruyorum, amaç sadece unutmak bıkkınlığımı. Bütün sofralardan aç kalkıyorum. Mağaralarda adım konu oluyor entellektüel tartışmalara. Görmek istediğim ne kaldı senden başka. Ama bak hep yanlış kemanlar çalınıyor kulaklarımda. Çıldırmış senfoni, bu son şarkısı öpücüğün. Saat sabah 10:07. Gözlerimde gömmeyi unuttuğum bir melankoli. Aldırma, yürü sen. Bütün yollar ayaklarına çıkar, ikilik yok inan. Gözlerimi al en iyisi, sevme beni. Gördüklerimi körlüğe saydılar diyorum, anla. Benim asıl karın ağrım yazıp yazıp kustuğum bu bomboş satırlar. Uzaktasın ya, öyle yazıyorum boş boş. Saat 11:21. Bir anlamı yok bunun...