ABARTILI DOĞAÇLAMA ve KAHRAMANIN YENİLGİSİ
Aldatıldın. Yalan ihbarların sunağına kurban edildin. Siyah bir el itti seni. Kör kalabalığın ayakları altında kaldın. Kirli gömleğini üzerinden sıyırır gibi bütün varlığını soydular hayatından. Adın, adresin, kimliğin, kişiliğin, hakların, hatıraların yok edildi. Ölü değildin ama hiç yaşamamış gibiydin artık. Sırtında yaşamak ağrısıyla, durmadan yükselen duvarlar arasına kapattılar çıldırtmak için. Gazetelerin üçüncü sayfalarında geçen cinnet haberlerini özenle derleyip sundular sana. Kim olsa dayanamazdı. Yenildin.
Yaşın otuz dört.
Yenilmekle yanılmak arasında tecrübe etmediğin tek bir acemilik kalmadı, bravo!
Kalabalık sağırdı
fakat sen her seferinde anlayacaklarını düşündün, yanıldın. Anlatmak için
konuşmak yeter zannettin, yanıldın. Sustuğunda kırgınlığının fark edileceğini
ümit ediyordun, yanıldın. Anlamak istedikleri ne ise onu anlayacaklardı, öyle
oldu. Hevesle başladığın bir cümlenin sonunu getirmeden keseceklerdi sözünü,
öyle oldu. Sessizliğin kırgınlığını anlatacak kadar iyi değildi. Susman işe
yaramadı, kırıldığınla kaldın.
“Aşk hesaba sığmaz,
abartılı şekilde doğaçlama yapmak cesaret ister” demiştin.
Bir sen mi çok sevmiştin? Bak şimdi hastanenin girilmesi
yasak bir odasının günde sadece iki defa aralanan jaluzi perdesinden izliyorsun
onu. Küçücük bir boşluktan görüyorsun; serumların, cihazların, tüplerin
arasında her şeyden habersiz yatıyor. Bu çok net, sebebi sensin! Onu saklayıp
koruyamadın. Şimdi kendi sabrına tesbih dönmekten başka bir şeye yetmiyor
ellerin.
Sahi bir tek sen mi çok sevmiştin? Sevmeseydin. Kendine
kalsaydı felaketin. Elini sımsıkı tutup yürüdüğünde şehrin gri caddelerinden
yeşillenen dağlara doğru kaçıyor gibi hissetmeseydin mesela. Gözlerine
baktığında bütün kötüleri tek başıma alt edebilirim diyecek kadar
kahramanlaşmasaydın. İsminle seslenmişse ne olmuş sanki. Ömrünün her yeri
çiçeklenir zannetmenin ne anlamı vardı. Yüz yüze durmanız hiç bitmeyecek
sandın. Güzelliğe dair inancın öyle büyüktü ki pek çok şeyi hiç bitmeyecek
sandın. Hiç bitmeyecek sandığın ne varsa hiç bitmeyecek sandığın için hızlı
tükendi. Beklediğin bu değildi, hazırlamamıştın kendini. Kalakaldın.
Kendine Fransız kalarak kendinden kurtulmayı planlıyordun
ama tutmadı. Gözü dönmüş hoyratlığından emindin ama görmezden geldin. Mahvetmek
senin tek hünerin, biliyordun. Belaya atlamak mı, büyük yeteneksin,
farkındaydın. Kaybetmekte üstüne yok, inkâr etme boşa. Hataların o kadar
kusursuz ki düzeltecek tarafı yok. Her düşüşün müthiş ustalık gerektirir,
alkışlar sana. Ne de olsa işin bu senin, uçurumdan atlamak! Şimdi sen bir yana,
o bir yana… Artık tedbirli ol, ağlarken iki kişilik ağla!
İşte perde kapandı yine. Al yeni bir yara! Bugün doğum
günün… Artık otuz beş yaşındasın.

Yorumlar
Yorum Gönder