ÖLMEDEN ÖNCE EFSUN’A SÖYLEYEMEDİKLERİM…

 

Gözlerime astığın bir ölünün bakışlarıdır Efsun. Hayatın anlamını yitirdiğin yerde, elimde bir buket gül var, bekliyorum. Saat sabah 9:45. Düzensiz uykular, baş ağrıları. Yaşamaya olan hevesimi kaybetmişim çoktan. Ha tasarlanmamış intihar, ha yazılmamış şiir. Başarısız girişimlerden ibaretim, bilmiyorsun. Boyumu aşar güzelliğin, sen sevme beni. Turkuaz renkli duvarlara başımı vuruyorum, amaç sadece unutmak bıkkınlığımı. Bütün sofralardan aç kalkıyorum. Mağaralarda adım konu oluyor entellektüel tartışmalara. Görmek istediğim ne kaldı senden başka. Ama bak hep yanlış kemanlar çalınıyor kulaklarımda. Çıldırmış senfoni, bu son şarkısı öpücüğün. Saat sabah 10:07. Gözlerimde gömmeyi unuttuğum bir melankoli. Aldırma, yürü sen. Bütün yollar ayaklarına çıkar, ikilik yok inan. Gözlerimi al en iyisi, sevme beni. Gördüklerimi körlüğe saydılar diyorum, anla.

Benim asıl karın ağrım yazıp yazıp kustuğum bu bomboş satırlar. Uzaktasın ya, öyle yazıyorum boş boş. Saat 11:21. Bir anlamı yok bunun, aramaktan vazgeç. Zamanı geçmiş güller eğik durur ama bu bile hayata tutunmaya çabalamaktır aslında. Yok bir çabam.

Çünkü benim ellerimi kesip kırptılar bir ilkokul bahçesinde, hiç haberim olmadı. Basit oyunlarda yenildiysem bu benim gerçek sevgimdendir. Uzaktasın ya, öyle kızıyorum kendime boş boş.

Islandığım bütün yağmurları saçlarının kızılına boyayabilirdim oysa. İsmimi ilk kez söylediğinde formülün farkındaydım. Göğsümün ortasında bir ırmak akıyordu o anda, H2O.

Omzuma konmuş bir kanadı kırık muhabbet kuşu, cıvıl cıvıl. Saat 12:23. Neden diye soruyorsun. Sebebi yok ama gerçekten ucuza geldi. Taksitle satıyorlardı belaları, ben peşin fiyatına aldım. Kucağımda bir kedi, bu da sebepsiz mesela. Ya da akvaryumuna hayran Japon balığı. İki kişilik değil benim dünyam, Ya sen al tamamen, ya ben çıkıp gideyim. İşe yarar bir şey yok içimde, öte beri ıvır zıvır. Mekan desen darlık. Kapanmakta olan dört duvar arasındayım. Dekorda ağır klostrofobi ve oksijen sıfır. Elbette bütün bunların bir açıklaması var.

Sonradan öğrenilen bir şey değil. Aslında basit bir sahneyle izah edilebilir:

Şehirde büyük patlamalar, can pahası kaçışmalar, kalabalık meydanda izdiham, korkulu çığlıklar, annesini kaybeden çocukların ağlaşmalı feryatları vesaire… Orada, bütün bunların ortasında. Topraktan tüten duman bir sis bulutu olup göklere karışırken ve enkaza dönüşen gri binaların toz duvarları ateş ve kül olup yağarken üzerime, oracıkta öylece durup hiç kımıldamadan sigaramı içerdim. Cesur değildim ama korkmuyordum. Kaçacak yeriniz kalmadığında korkunuz da kalmaz.

Yangında ilk terk edilecekler listesinin ilk sırasında ismim. Çoktan benimsenmiş bir vazgeçmektir korkusuzluğum. Kurtulmaya çalışan insanları kıskanırdım, yalan değil. Kurtarmaya çalışanlara imrenirdim. Kurtuluş umudu taşımak büyük ayrıcalıktır bence, bende artık bulunmayan. Yıkıntılar arasında korkuyla, telaşla, endişeyle, dehşetle, delice, koşup kaçarak yaşamayı ve yaşatmayı aramak… Şahane bir şeydir aslında.

Hayatı diri tutan renk budur çünkü, evet, artık bende bulunmayan… Yaşamak fazla incelikli bir sanat. Tuttuğum tek renk kaldı, siyah. Neye dokunsam bulaşır. Tam da bu yüzden kaosun ortasında hiçbir şeye dokunmadan sakince sigaramı içerim. Okuduğum kitapların hayata dair büyük yanılgısını geri dönüşümle topluma yeniden kazandırır gibi…

Sahne burda bitiyor. Saat 13: 37. Uzaktasın ya, anlatıyorum öyle boş boş.

İçinden geçtim tanıyorum, dünya global ölçekli bir rezillik. En çocuk halinle tut silahı, parmağın tetikte olsun. Sermayemiz rastgele yaşamaktan ibaret, kapitalizm ağzımıza sıçmış zaten. Dikkat et, şişko patronların gömleğinin yakasından itibaren sayacaksın, beşinci düğmesine nişan almalısın. Ki bu tam göbek deliğine denk düşer zannediyorum.

Tetiğe bastığın anda kutsal tamtam dansına başlayacak kara kıta. Çikolatanın tadını bilmeyen kakao işçileri sevinç naraları atacak, emin ol burdan duyacağız. Elmas ocaklarından beyaz güvercinler uçuracak bizim çocuklar, organizasyonu bizzat ben hazırladım. Saat 14: 13, bence tam vakti. Bambu kamışından yapılmış beşiklerde bebeklerini uyutan annelerin ümidisin sen, korkma, bas tetiğe.

İstersen matematiğe saralım mevzuyu, hesabı çıkarmak çok kolay. Avuçları sepet örmekten nasır tutan şu amcayı ele alalım mesela. On dört saat mesai, günlüğü bir buçuk dolar. 9 yaşında başlamış çalışmaya, 63’ünde şimdi, diyor haddi aşmasak bari. Yıl 365 gün, yılda 547, 5 dolar. Vur ömrüne 29, 565 dolar eder. Ucuzluk pazarında ekstra kampanyayla satılmış 54 sene. Matematik yanılmaz güzelim, diyorum dünya bütün rezillik reyonu. Doğu’nun uzaklarına gitsek de aynı manzaralar çıkacak karşımıza, Batı’nın güneyine gitsek de… Pirinç tarlaları, atom bombası, topraksız şehirler, çölde çadır, mafya devlet ilişkileri, fakülte önlerinde siesta, dünya harikaları… Bir varil petrolden biraz daha ucuz bir varil insan kanı… Hesap etmek lazım aslında, akan çocuk kanıyla bir varil kaç dakikada dolar? TUS’ta sorulası sorudur ama sormazlar, bilirim. Mesela kaç dolar kraliçenin köpeklerinin yıllık masrafı? Matematik başka ne işe yarar.

Vefa bekleme güzelim. İsa’ya bile öperek ihanet ettiler. Sana bana mı acıyacaklar.

Haydi biraz da kimya! Hardal gazının modası geçti, sarin türüne bakalım. Basit formül 2 adet H3C-CH-O-P’O’F=CH3. “Daye, behna seva te!” Ölüm Efsun, ölüm… Ölüm burnumuzun dibinde. Maske faydasız, damar yoluyla verilir deneysel sıvılar. Narkotik ayrı bir birim, konuyla alakası yok. Kural basit, her kriz bir fırsattır, öyle ise fırsat yaratmak için kriz çıkar, durma. Kilisenin kapısına bırakılan bırakılan bavulların içi dolu. ABD darphanelerinde Kızılderili kanıyla basılmış yeşil para. Merhaba Benjamin, günaydın sana da… Küresel bir bayrak gibi dalgalanan şanlı dolar kuru. Valla ben de merak ediyorum Efsun, bu kadar günahı insanlığın neresinden çıkarak Papa. İlahiyatçılar işte buna benzer tartışmalarla geçirsin günü, Tanrı hepimizi kabul eder nasılsa.

Kolomb mezarında rahat uyusun, keşfedilecek bir bok kalmadı dünyada. Artık coğrafyayı dürüp kaldır bir rafa, toz kapmasın. Arkeoloji zaten işsizlik kapısı. Konup göçeceğimiz bir diyarda göçmen sorunundan bahsediliyor. Sosyolojik tesbitler, antropoloji, demografi ve de istatistikler… Seçim mizansenlerinde açılmayı bekleyen sandıklar. Oy oranları falan; neyi ne kadar seçebiliyorsak artık.

Yine de sen dudaklarımı ısıran öpücüklerden sonra, evet tam orada, kalkıp her şey çok güzel olacak demiyor musun! Hiçbir şey görmemişim gibi…

Gökyüzünü yaran uçaklar geçiyor başımın üstünden. Başım çatlıyor. Saat 15: 51, hala aynı yerde bekliyorum. Fiziken mümkün değil ama bu saatten sonra keşke biraz daha hızlı dönse dünya. Yaşayamıyorum diyorum, hadi babasının prensesi, bas tetiğe. Dikkat et, tam beşinci gömlek düğmesine…

Ben de biliyorum, suçlanacağız. Yalnız olduğumuz için suçlayacaklar bizi. Biz yine yeteriz birbirimize ama kalabalık onlardan yana.

Sahne orada bitmiyor aslında, devamı şöyle:

Közü izmarite dayanan sigarayı yere atıp basıyorum üstüne. Üsküp meydandayım, bomboş manzara, üstümde dolunay. Üstümde beyaz takım elbise. Bakmıyorum saate, kaçsa kaç artık. Görmek istediğim bir şey yok yüzünden başka. Uzaktasın ya, yaşıyorum öyle boş boş. İşe yaramayan ellerim var benim, belimden çekiyorum silahı. Şimdi namlu şakağıma dayalı. Senin sıkamadığın mermi alacaklı sayılır ne de olsa. Göğsümde ırmak kurumuş, balıklar ölmüş. Boş meydan, çıt çıkmıyor. Bu derin sessizliğin ortasında beni kimsecikler görmeyecek, yazık. Yine de sen görürsün, anlarsın; bak apaçık cinayettir bu, intihar değil. Parmağım tetikte, yazık olacak takım elbiseye. Katilimin kırmızı kan çanağı gözlerine bakıyorum Efsun, kurban olmak bunu icab ettirir. Herkes işine baksın, af dileyecek değilim. Son birkaç saniye… Tetiği okşuyorum, uzaksın ya, saçların da uzakta. Son saniye… Derken…

Bir ezan sesi yükseliyor Sultan Murad Camisinden… Bir ezan sesi parçalıyor sessizliği. Bir bir katılıyor minareler… Altı yön ezan sesi… Ağlaya ağlaya diz çöküyorum Efsun, önüme bir buket taze gül düşüyor göklerden. Ağlaya ağlaya… Başarısız girişim intihar, cinayet iptal. Allah ölmeme izin vermedi, yaşayacağız mecbur.

Uzaktasın ya, boş boş boş boş boş…

Sahne burda bitiyor, eminim.

Saat geç oldu, yarın iş var.

Perdeyi kapat.

Seni seviyorum.

Dinlen biraz.




Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İKONİK MOLOTOF

Sorunlu S'ler

ABARTILI DOĞAÇLAMA ve KAHRAMANIN YENİLGİSİ